
İş Kazası Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat Davası: İşverenin Sorumluluğu, Maluliyet Tespiti, SGK Tenzili ve Yargıtay Kararları Rehberi (2026 Güncel)

Çalışma hayatında işçinin beden bütünlüğünün ve yaşam hakkının korunması, sosyal hukuk devletinin ve iş hukukunun en temel önceliklerinden biridir. Sanayileşmenin, inşaat ve üretim faaliyetlerinin hız kazanmasıyla birlikte iş kazaları ne yazık ki hem çalışanların fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü sarsan hem de ailelerin geleceğini doğrudan etkileyen en ağır hukuki uyuşmazlıklar arasında yer almaktadır. Bir işçinin işyerinde, işverenin yürüttüğü iş kapsamında veya işverence sağlanan bir taşıtla işe gidiş gelişi esnasında kazaya uğraması, hem maddi hem de manevi telafisi güç zararlar doğurmaktadır. Bu tür acı olayların ardından kazazede işçinin veya vefat halinde geride kalan destekten yoksun kalan yakınlarının açacağı iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası, zararın eksiksiz ve adil biçimde giderilmesinde hayati bir hukuki işleve sahiptir.
İş kazalarından doğan tazminat davaları, salt genel hükümlere dayalı klasik bir haksız fiil davası olmayıp; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK), 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu (İSGK) ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu gibi çok katmanlı mevzuatın kesişiminde yer alan son derece teknik bir uzmanlık alanıdır. Dava sürecinde işverenin gözetme ve iş sağlığı güvenliği önlemlerini alma borcu, kusur aidiyeti, kaçınılmazlık ilkesi, meslekte kazanma gücü kayıp (maluliyet) oranının tespiti ve Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin (PSD) tenzili gibi kritik hesaplama unsurları titizlikle ele alınmalıdır.
Bu kapsamlı rehberde; iş kazası kavramının hukuki unsurlarından başlayarak, işverenin iş sağlığı ve güvenliği gözetme borcunu, kusur ve kaçınılmazlık incelemelerini, geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatlarını, destekten yoksun kalma hesaplamalarını, SGK rücu sistemini, dava açma sürelerini ve görevli mahkemeleri güncel ve emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay 10. ve 21. Hukuk Dairesi kararları ışığında tüm alt boyutlarıyla inceliyoruz.
1. İş Kazası Nedir? Hukuki Niteliği ve 5510 Sayılı Kanun Kapsamındaki Unsurlar
Hukukumuzda bir olayın iş kazası olarak nitelendirilebilmesi için hem sosyal güvenlik hukuku hem de iş ve borçlar hukuku bakımından belirli kurucu unsurların bir arada gerçekleşmesi zorunludur. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13. maddesi, iş kazasını açık bir biçimde tanımlamış ve hangi hallerin bu kapsamda değerlendirileceğini sınırlandırmıştır. Buna göre iş kazası; sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle, sigortalının işveren tarafından görev ile başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, emziren kadın sigortalının çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda ve işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olaydır.
İş Kazasının Kurucu Unsurları
Sigortalı Olma Unsuru: Kazaya uğrayan kişinin 5510 sayılı Kanun kapsamında sigortalı sayılan veya sigortalı sayılması gereken bir çalışan olması gerekir. İşverenin işçiyi SGK'ya bildirmemiş (kayıt dışı çalıştırmış) olması, olayın iş kazası niteliğini ortadan kaldırmaz.
Kazanın Belirli Mekan ve Zaman Dilimlerinde Gerçekleşmesi: İş kazasının mutlaka işin fiilen yapıldığı anda gerçekleşmesi şart değildir. İşçinin işyeri sınırları içinde dinlenme molasında, yemekhanede, işyeri bahçesinde bulunurken veya işverenin tahsis ettiği servis aracında seyahat ederken kazaya uğraması da kanunen iş kazasıdır.
Uygun İlliyet Bağı: Meydana gelen kaza olayı ile işçinin bedensel veya ruhsal bütünlüğünde ortaya çıkan zarar arasında doğrudan ve uygun bir nedensellik (illiyet) bağı bulunmalıdır.
Bedensel veya Ruhsal Zararın Varlığı: Olay sonucunda çalışanın derhal veya sonradan ortaya çıkan bedensel bir yaralanmaya, uzuv kaybına, meslekte kazanma gücü kaybına, ruhsal travmaya veya vefata uğramış olması gerekir.
2. İşverenin İşçiyi Gözetme ve İSG Önlemlerini Alma Yükümlülüğü
İş sözleşmesi, işçiye iş görme borcu yüklerken işverene de ücret ödeme borcunun yanı sıra çok katı bir işçiyi gözetme borcu yüklemektedir. Bu borcun yasal temeli 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417. maddesinde düzenlenmiştir: “İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.”
Öte yandan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin bu borcunu somutlaştırmış; işyerinde risk değerlendirmesi yapma, iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi görevlendirme, işçilere düzenli ve belgelendirilebilir İSG eğitimleri verme, kişisel koruyucu donanımları (baret, emniyet kemeri, koruyucu eldiven, maske vb.) eksiksiz teslim etme ve en önemlisi işçilerin bu donanımları fiilen kullanıp kullanmadığını sürekli denetleme ve gözetleme yükümlülüğü getirmiştir.
Yargıtay Uygulamasında 'Sadece Ekipman Vermek Yeterli Değildir' İlkesi
Yargıtay yerleşik içtihatlarında, işverenin işçiye koruyucu ekipman teslim ettiğini belirten bir tutanak veya imza ibraz etmesini sorumluluktan kurtulmak için asla yeterli görmemektedir. İşveren, o ekipmanın çalışırken fiilen kullanılmasını sağlamak, denetim mekanizması kurmak ve gerekirse ekipman kullanmayan işçiyi çalıştırmaktan kaçınmak zorundadır. İşyerinde denetim mekanizması kurmayan işveren, iş kazasında doğrudan asli kusurlu kabul edilmektedir.
3. Kusur Oranlarının Belirlenmesi ve Kaçınılmazlık İlkesi
İş kazası davalarında ödenecek tazminatın miktarını belirleyen en temel parametrelerden biri tarafların kusur oranlarıdır. Mahkemece atanan iş güvenliği uzmanlarından oluşan 3 kişilik bilirkişi heyeti; kaza yerinde keşif yaparak, iş müfettişi raporlarını ve ceza soruşturması tutanaklarını inceleyerek işverenin, işçinin ve varsa üçüncü kişilerin yüzde üzerinden kusur dağılımını belirler.
Uygulamada işverenlerin en çok ileri sürdüğü savunmalardan biri ise kaçınılmazlık (kötü tesadüf / beklenmeyen hal) savunmasıdır. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri kaçınılmazlık kavramını son derece dar yorumlamaktadır.
“İş kazası olaylarında kaçınılmazlık veya kötü tesadüften bahsedebilmek için işçi ve işverenin olayın olmaması için alabilecekleri tüm önlemleri aldıktan sonra işin doğası gereği kendiliğinden veya doğa güçleri gibi beklenmeyen etkiler nedeniyle ortaya çıkan birtakım olumsuzlukların bulunması gerekir. Kısacası kaçınılmazlık işin doğasından kaynaklanır. Önlenemez ve beklenmedik olaydır. Önlem almak sureti ile önüne geçilebilecek olaylarda kaçınılmazlıktan söz edilemez. Kaçınılmazlık; hukuksal ve teknik anlamda fennen önlenmesi mümkün bulunmayan, işverence mevzuatın öngördüğü tüm önlemlerin alınmış olduğu koşullarda dahi önlenmesi olanaksız durum ve sonuçları ifade eder.” (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2012/23248, K. 2013/15551, T. 09.09.2013)
“5510 sayılı Kanun’un 21’inci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde işverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesinin dikkate alınacağı hüküm altına alınmıştır. Kaçınılmazlık ilkesi hukuki ve teknik anlamda fennen önlenmesi mümkün olmayan durumları ifade eder. Sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu iş kazası meydana gelmişse, kaza işverenin iş güvenliği önlemlerini alma ve özen gösterme yükümlülüğüne aykırı davranışı veya ihmal göstermesi sonucu oluşmuşsa işveren kusurlu ve sorumludur.” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2015/1100, K. 2018/1185, T. 13.06.2018)
4. Maluliyet Oranının Tespiti ve Sağlık Kurulu Raporlarındaki Çelişkiler
İş kazası nedeniyle açılan cismani zarar tazminatı davalarında tazminat hesabının belkemiğini, kazazede işçide oluşan Meslekte Kazanma Gücü Kayıp Oranı (Maluliyet Oranı) oluşturur. Maluliyet oranı, işçinin kaza sonrasında mesleğini icra ederken bedensel olarak kaybettiği efor kapasitesini yüzde (%) olarak ifade eder.
Maluliyet tespitinde izlenecek hiyerarşik sıra ve rapor çelişkilerinin giderilme yöntemi Yargıtay içtihatlarıyla kesin kurallara bağlanmıştır:
1. SGK Sağlık Kurulu Tespiti: İş kazası bildiriminin ardından öncelikle SGK Sağlık Kurulu tarafından mevzuata uygun maluliyet tespiti yapılır.
2. SGK Yüksek Sağlık Kurulu (YSK): Taraflardan birinin SGK Sağlık Kurulu raporuna itiraz etmesi halinde dosya Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu'na intikal eder ve kurul nihai kurum görüşünü bildirir.
3. Adli Tıp Kurumu (ATK) İhtisas Kurulu: YSK raporuna da mahkeme nezdinde itiraz edilmesi durumunda, mahkemece dosya Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu'na gönderilerek uzman adli tıp heyetinden rapor aldırılır.
4. ATK Üst Kurulu ile Çelişkinin Giderilmesi: SGK raporları ile ATK İhtisas Kurulu raporu arasında oran yönünden çelişki bulunması halinde, bu çelişki mutlaka Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurulu'ndan alınacak nihai raporla giderilmelidir. Çelişki giderilmeden hüküm kurulamaz.
“Kurum Sağlık Kurulu ile ATK 3. İhtisas Kurulunun sürekli iş göremezlik oranı hususundaki raporları arasındaki çelişkinin ATK 2. Üst Kurulunun raporu doğrultusunda giderilmiş olması ve kesinleşen maluliyet oranı üzerinden hesaplama yapılması usul ve yasaya uygundur.” (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/2946, K. 2024/8337, T. 10.09.2024)
5. İş Kazasında Talep Edilebilecek Maddi Tazminat Kalemleri
İş kazasına uğrayan sigortalı, Türk Borçlar Kanunu'nun 54. maddesi uyarınca bedensel bütünlüğünün zedelenmesi sebebiyle uğradığı tüm maddi zararların tazminini işverenden talep edebilir. Bu kapsamda başlıca maddi tazminat kalemleri şunlardır:
Geçici İş Göremezlik Tazminatı: Kazazede işçinin kaza anından itibaren iyileşme (istirahat) süresi boyunca fiilen çalışamaması sebebiyle mahrum kaldığı kazanç kaybıdır.
Sürekli İş Göremezlik (Kalıcı Sakatlık) Tazminatı: İyileşme süreci tamamlandıktan sonra işçide kalıcı olarak kalan meslekte kazanma gücü kaybı sebebiyle, işçinin aktif çalışma dönemi (60 yaşına kadar) ve pasif döneminde (60-72 yaş arası TRH-2010 Yaşam Tablosu esas alınarak) sarf etmek zorunda kalacağı fazladan eforun maddi karşılığıdır.
Tedavi ve İyileşme Giderleri: SGK tarafından karşılanmayan ilaç, protez, ameliyat, fizik tedavi, medikal malzeme, hastane refakatçi ve ulaşım giderlerinin tamamı fatura ve uzman bilirkişi tespitiyle işverenden talep edilir.
Bakıcı Gideri Tazminatı: İşçinin uğradığı maluliyet sebebiyle günlük kişisel ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayacak durumda olması ve sürekli başkasının bakımına muhtaç hale gelmesi halinde, hayatı boyunca asgari ücret üzerinden hesaplanacak bakıcı gideri tazminatı hüküm altına alınır.
6. İşçinin Vefatı Halinde Destekten Yoksun Kalma Tazminatı
İş kazasının maalesef işçinin vefatıyla sonuçlanması durumunda, TBK m. 53 uyarınca ölenin desteğinden yoksun kalan kişiler (eş, çocuklar, anne ve baba) işverene karşı Destekten Yoksun Kalma Tazminatı davası açma hakkına sahiptir.
Bu tazminat türünde amaç; destekten yoksun kalanların, murisin yaşasaydı onlara sağlayacağı ekonomik yardımdan ve bakım gücünden mahrum kalmalarını telafi etmektir. Eş ve reşit olmayan küçük çocuklar için desteğin varlığı kanuni karine kabul edilirken; anne, baba veya diğer yakınlar bakımından murisin fiilen kendilerine düzenli ekonomik destekte bulunduğu ispat edilmelidir. Ayrıca cenaze ve defin masrafları ile ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri de mirasçılar tarafından talep edilebilir.
7. SGK Peşin Sermaye Değerinin (PSD) Tenzili Kuralı
İş kazası tazminat davalarının en teknik, hata yapılması en muhtemel ve Yargıtay incelemelerinde en sık bozma nedeni yapılan konusu SGK Peşin Sermaye Değeri (PSD) tenzili kuralıdır.
İş kazası neticesinde meslekte kazanma gücü kaybı %10 ve üzerinde olan işçiye SGK tarafından sürekli iş göremezlik geliri bağlanır (vefat halinde hak sahiplerine ölüm geliri bağlanır). Hukukumuzda zararın bir kere tazmini (çifte zenginleşme yasağı) ilkesi geçerlidir. Dolayısıyla iş kazası tazminat davası, niteliği gereği SGK tarafından karşılanmayan bakiye zararın giderilmesine yöneliktir.
Yargıtay Tarafından Benimsenen Kesin Tenzil Formülü
Aktüer (hesap) bilirkişisi tarafından işçinin brüt veya net toplam maddi zararı hesaplandıktan sonra, bu tutardan işçinin kendi kusuru oranında indirim yapılır. Ardından, SGK tarafından bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin rücuya kabil kısmı (yani işverenin kusur oranına tekabül eden kısmı) hesaplanan tazminattan düşülür. Kalan miktar işverence ödenecek nihai maddi tazminatı oluşturur.
“İş kazasından kaynaklanan maddi tazminat davaları nitelikçe sigorta tarafından karşılanmayan zararların giderilmesine ilişkin olup maddi tazminat belirlenir iken; maluliyet oranı, kusur oranı ve kanuni nedenler indirildikten sonra SGK tarafından bağlanan peşin sermaye değerinin indirilmesi suretiyle maddi tazminat miktarının belirlenmesi gerekmektedir.” (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/659, K. 2024/14148, T. 26.12.2024)
“Yapılacak iş, hesap bilirkişi raporunda belirlenen maddi zarardan, SGK Başkanlığı tarafından bu iş kazası nedeniyle bağlanan ilk peşin sermaye değerli gelirin, davalı işveren kusuru dahilinde maddi zarardan tenzil edilmesi üzerine maddi tazminata karar verilmesidir.” (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2018/3503, K. 2019/2705, T. 08.04.2019)
“Kurum tarafından davacıya iş kazası sigorta kolundan bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin işverene rücu edilebilecek kısmının hesap edilen maddi tazminat alacağından tenzili kamu düzeni gereğidir.” (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/14034, K. 2024/2880, T. 19.03.2024)
8. Manevi Tazminatın Belirlenmesi ve Ağır Yaralanmada Yakınların Hakları
İş kazası geçiren işçi, fiziksel acı ve elem duymasının yanı sıra geleceğe dair derin bir kaygı ve ruhsal travma yaşar. TBK m. 56 uyarınca hâkim, somut olayın özelliklerini, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, paranın satın alma gücünü, işverenin kusur ağırlığını ve maluliyet oranını gözeterek kazazede lehine hakkaniyete uygun bir manevi tazminata hükmeder.
İşçinin Yakınlarının Manevi Tazminat Talebi
TBK m. 56/2 hükmü gereğince, işçinin vefatı halinde yakınlarının manevi tazminat talep edebileceği tartışmasızdır. Ancak kanun koyucu, işçinin vefat etmeyip ağır bedensel zarara (ağır maluliyete, örneğin felç, uzuv kaybı, bitkisel hayat) uğraması halinde de zarar görenin yakınlarına (anne, baba, eş ve çocuklar) doğrudan manevi tazminat isteme hakkı tanımıştır. Yargıtay uygulamasına göre, hafif veya orta dereceli yaralanmalarda yakınların manevi tazminat hakkı doğmaz; zararın mutlaka 'ağır bedensel zarar' niteliğinde olması şarttır.
“Yerleşik Yargıtay uygulaması gereği çok ağır bedensel zararlar halinde zarar görenin yakınlarının manevi acı duyacakları ve manevi zarar görecekleri kabul edildiğinden, ağır bedensel zarar koşulunun gerçekleşmediği hallerde yakınların manevi tazminat taleplerinin reddi gerekmektedir.” (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2025/7769, K. 2025/15833, T. 20.11.2025)
9. Zamanaşımı Süreleri: 10 Yıllık Genel Süre ve Uzamış Ceza Zamanaşımı
İş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında zamanaşımı konusu büyük bir öneme sahiptir. İş kazası, iş sözleşmesine aykırılık ve işverenin gözetme borcunun ihlali niteliğinde olduğundan, TBK m. 146 uyarınca genel 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir.
Uzamış (Ceza) Zamanaşımı İstisnası
İş kazası olayı aynı zamanda Türk Ceza Kanunu kapsamında bir suç teşkil ediyorsa (taksirle yaralama TCK m. 89 veya taksirle ölüme neden olma TCK m. 85), TBK m. 72 uyarınca uzamış ceza zamanaşımı süresi uygulanır. Ceza zamanaşımı süresi daha uzun ise hukuk mahkemesinde açılacak tazminat davasında da bu uzun süre geçerli olur. Ceza davası açılmamış veya takipsizlikle sonuçlanmış olsa dahi hukuk hâkimi fiilin suç niteliğini re'sen değerlendirerek uzamış ceza zamanaşımını uygular.
“İş kazası hâlinde zamanaşımı süresine yönelik ayrı bir yasal düzenleme bulunmadığından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146 ncı maddesine göre on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır. Zamanaşımının işlemeye başlayacağı tarih, maluliyet durumunun kesinleştiği kesin sağlık kurulu raporu tarihidir. Ayrıca eylemin aynı zamanda suç oluşturması halinde TCK m. 66 hükümleri gereğince uzamış ceza zamanaşımı süresi dikkate alınır.” (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/7917, K. 2024/8940, T. 24.09.2024)
10. Asıl İşveren ve Alt İşverenin (Taşeron) Müteselsil Sorumluluğu
Özellikle inşaat, maden, lojistik ve fabrika işletmelerinde iş kazaları sıklıkla alt işveren (taşeron) bünyesinde çalışan işçilerin başına gelmektedir. 4857 sayılı İş Kanunu m. 2/6 hükmü çok açık bir güvence getirmiştir: “Asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur.”
Bu yasal düzenleme uyarınca; alt işverenin işçisi iş kazası geçirdiğinde maddi ve manevi tazminat taleplerini hem kendi doğrudan işvereni olan alt işverene hem de asıl işverene (ana firmaya) karşı birlikte veya dilediğine karşı yöneltebilir. Asıl işveren, 'ben kaza anında orada değildim' veya 'işi anahtar teslimi verdim' diyerek sorumluluktan kurtulamaz; zira işyerinde İSG denetimini yapma ödevi müteselsildir.
11. Yargılama Usulü: Görevli Mahkeme, Arabuluculuk ve Pratik Başvuru Adımları
İş kazasından doğan tazminat uyuşmazlıklarında yargılama usulüne ilişkin dikkat edilmesi gereken kritik kurallar şunlardır:
Görevli Mahkeme: İş kazasından doğan maddi ve manevi tazminat davalarında görevli mahkeme münhasıran İş Mahkemeleridir. İş Mahkemesi bulunmayan yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemeleri bu davalara İş Mahkemesi sıfatıyla bakar.
Yetkili Mahkeme: 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 6 uyarınca; davalı işverenin yerleşim yeri mahkemesi, iş kazasının meydana geldiği yer mahkemesi veya işin görüldüğü yer mahkemesi yetkilidir.
Zorunlu Arabuluculuk Şartı: 7036 sayılı Kanun m. 3 gereğince, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davaları ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları zorunlu arabuluculuk kapsamı dışındadır. Dolayısıyla kazazede işçi veya mirasçıları doğrudan İş Mahkemesinde dava açabilir; arabulucuya başvurma dava şartı zorunluluğu bulunmamaktadır.
Belirsiz Alacak Davası Olarak Açılabilmesi: İş kazasında zarar miktarının ve maluliyet oranının dava açıldığı tarihte tam ve kesin olarak belirlenmesi imkansız olduğundan, HMK m. 107 uyarınca dava Belirsiz Alacak Davası olarak ikame edilir. Hesap raporu geldikten sonra bedel artırımı yapılır.
12. İş Kazası Tazminat Davası Hakkında Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Soru 1: İşyerinde sigortasız çalışıyordum, kaza geçirdim; tazminat davası açabilir miyim?
Cevap: Evet. Sigortasız çalıştırılmak işverenin ağır mevzuat ihlalidir. Bu durumda öncelikle veya tazminat davasıyla birlikte Hizmet Tespiti Davası ve İş Kazasının Tespiti Davası açılarak çalışılan süre ve kaza kayıt altına aldırılır; ardından tüm maddi ve manevi tazminatlar işverenden tam olarak tahsil edilir.
Soru 2: İş kazasında kendi dikkatsizliğim yüzünden de kusur buldular, yine de tazminat alır mıyım?
Cevap: Evet. İşçinin kazada müterafik (birlikte) kusurunun bulunması tazminat hakkını tamamen ortadan kaldırmaz. İşverenin de kusuru bulunduğu sürece, toplam zarardan işçinin kusur oranı indirilerek kalan bakiye tazminat işverence ödenir. İşçi yalnızca %100 oranında tam kusurlu ise tazminat alamaz.
Soru 3: İş kazası tazminat davası ortalama ne kadar sürer?
Cevap: İş kazası davalarında ceza dosyası akıbeti, SGK tahkikatı, Adli Tıp Kurumu maluliyet raporu ve aktüerya hesap bilirkişisi raporu aşamaları yer aldığından, yargılama yerel mahkemede ortalama 1,5 ila 2,5 yıl arasında sonuçlanmaktadır.
Soru 4: SGK'nın bağladığı maaş tazminattan düşülür mü?
Cevap: Evet. SGK tarafından bağlanan sürekli iş göremezlik veya ölüm gelirinin ilk peşin sermaye değerinin işverenin kusuruna tekabül eden kısmı (rücuya kabil kısım), çifte zenginleşmeyi önlemek amacıyla hesaplanan maddi tazminattan tenzil edilir. Ancak manevi tazminattan hiçbir indirim yapılmaz.
13. Hukuki Değerlendirme ve Sonuç
İş kazası nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davaları; yalnızca işçinin uğradığı bedensel ve ruhsal tahribatı bir nebze olsun hafifletmekle kalmaz, aynı zamanda işverenlerin iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine harfiyen uymasını sağlayan caydırıcı bir hukuki mekanizmadır. Bu davalarda kusur oranlarının doğru belirlenmesi, sağlık raporları arasındaki çelişkilerin giderilmesi, TRH-2010 yaşam tablosuna göre aktüeryal hesaplamaların denetlenmesi ve SGK peşin sermaye değeri tenzillerinin doğru yapılması davanın sonucunu doğrudan tayin eder.
Usul ve esasa ilişkin yapılacak en ufak bir hata veya sürelere riayet edilmemesi telafisi güç hak ve tazminat kayıplarına yol açabilmektedir. Bu nedenle iş kazası sürecinde olayın ilk anından itibaren delillerin toplanması, ceza soruşturmasının takibi ve tazminat davasının yürütülmesinde uzman bir iş ve tazminat hukuku avukatından profesyonel hukuki destek alınması hayati önem taşımaktadır.
Bu içerik, Çelik Avcı Gülçek Hukuk Bürosu tarafından bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, genel hukuki değerlendirmeler içermektedir. Burada yer alan açıklamalar, somut olaylara uygulanmadan önce mutlaka bir hukukçu tarafından değerlendirilmelidir ve hiçbir şekilde hukuki danışmanlık teşkil etmez. İçeriğin hazırlanmasında, doğruluğu titizlikle denetlenmiş mevzuat kaynaklarından, Yargıtay içtihatlarından ve yardımcı içerik araçlarından faydalanılmıştır. Bu kapsamda kullanılan teknolojik destek, yalnızca yardımcı niteliktedir; nihai içerik, hukuk büromuzun denetim ve onayıyla yayımlanmıştır. Çelik Avcı Gülçek Hukuk Bürosu, bu içeriğin kullanılmasından doğabilecek doğrudan ya da dolaylı herhangi bir zarardan sorumluluk kabul etmez.




Yorumlar